23 Aralık 2015 Çarşamba

Pole dansta yeni bir Maceraya..

        


        Herkese Merhaba
       
         İlk çocuğum olan diğer bloğa  Bunun Adı : POLE  yeniden bir ‘merhaba’ demek istedim. Pek çok müstakbel pole öğrencisinin canı ciğeri olan bu blog tam 2 yaşında.
        Evet! Tam iki senedir bu macera sürüyor. Hayatımda ilk defa, bıkmadan, usanmadan, bir an nefret hissetmeden yaptığım tek şey ‘pole

        İnsanlar bana ‘yahu milletin hobisi olur, senin hobi gibi işin var!’ diyorlar. Gerçekten yüzümde şuan bile gülücükler açıyor. İşimi çok seviyorum. İşimin içinde yer alan her öğeyi de sarıp sarmalıyorum.





                                         Duruj design la yaptığımız showdan
                                                  kostüm by Rita The Moon     
 
          Size son çılgın girişimimi yazmak için kolları sıvamıştım ama sonradan eskilere gidip anılarımla kucaklaşmak istedim. Zaten artık benim pek de normal bir insan olduğumu düşünmüyorsunuzdur. (aslında hiçbirimiz normal değiliz de, neyse onu da bilare uzun uzadıya gülerek anlatayım)



        Son 1 senedir oramıza buramıza kaçan x, y marka donlardan mı yakınayım, Amerika’dan sipariş edilen, neredeyse 70 dolar a gelen, kızıl ay dağıtmış gibi aynı şeylerle gezdiğimiz pole kıyafetlerine mi söveyim, meşhur spor markalarının mağazalarında ‘bu taytların daha kısası var mı?’ diye sorduğumuzda kılıkırk yararak tezgahtara ne yaptığımızı anlatmaya çalışmaya mı delireyim...  dandirikten sahne kıyafetlerine, gözümüzün içine baka baka ‘kazıklayacağım ben seni, şimdi öylece dur’ diyen, sözüm ona dans kıyafeti tasarımcılarına mı kafa atayım?
         Ne yapayım? E gidip iki kumaş alayım da, şunu bir de ben deniyeyim! Yahu Türkiye’de tekstil bitti mi? Elimiz iki dikiş tutamayacak mı?  Dedim. 


        Ve iftaharla sunuyorum kendimi size. 






         Show Must Go On!

         Artık çok daha ucuza, çok daha kaliteli, çok daha size özel pole kıyafetleri var!

Hem de elcağızımla yapıyorum. Pole’dan daha çok ne sevebilirim ki derken kendimi türlü türlü kıyafet tasarımı yaparken buldum. (tabi ki pole u daha çok seviyorum)




Bir instagram acount u açtım. 

Oradan DM atabilir,
ya da themoonrita@gmail.com a mail atabilirsiniz.



Canım Sır Mazta'yla yaptığımız showdan bir kare
   Kostüm by Rita The Moon Design



        Şimdilik kendi özel Showlarınızda kullanabileceğiniz butik sahne kıyafetleri dikiyorum. Ama yeniyıl a girdiğimizde derslerde giyebileceğimiz hatta spor salonlarında kullanabileceğimiz ürünlerle karşınızda olacağım.



        Ne demişler; “geç olsun, güç olmasın!
        Ben de pişmek için 2 sene uğraştığım bu sektörde yeni bir macerayı da yanımda sürükleyerek hayatımıza heyecan katma peşindeyim.



       Biliyorum 2 blog arasında perişan oldunuz. Blogları match edebilmeyi öğrenebildiğimde herşey daha güzel olacak. O zamana kadar link atayacağım. Bir de kendime site yapmaya soyundum. Daha kurcalayacak çok şeyi var ama şimdilik o da burada sizlerle.

 web sitesine girebilir, oradan yenilikleri takip edebilirsiniz. 


Blog yazmayı çok özlemişim. Umarım bu heyecanım yine aylar sürmez.

İlk çocuğumu da burdan görebilirsiniz 
http://girlfromcolors.blogspot.com.tr/2015/12/pole-dansta-yeni-bir-maceraya.html

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Kendi esansınızı katın



Biz de yapıyoruz ama hocada durduğu gibi durmuyor bizde ya!!

Güneş heryeri kavururken hafta açılışında bu konuya değinmek istedim. 

Hepimiz bu yollardan geçtik ve hala geçiyoruz. Eğitmen bir hareket gösteriyor. Kolay gibi görünüyor gözümüze. Bir deniyoruz ki, aynalara küsmeli durumlar. Korkunç görünüyor gözümüze aynada bakınca.


Neden böyle oluyor peki?




Pole sabır ister! Pole kondisyon ister! Pole aşk ister! Pole süreklilik ister!
Bağınız ne kadar güçlü olursa size daha çok gösterir kendisini. Sizi tepesinde uçurur.






Ne kadar çok pratik o kadar köfte!
Bunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Çünkü altın anahtardır ‘pratik yapmak’. Öğrendiğiniz hareketlerin isimlerini unutsanızda, Kas hafızası size hatırlatır hareketi. Kaslarınız güçlendiğinde hareket size daha kolay gelir. Daha kolay geldiğinde daha güvenli ve düzgün yapmaya başlarsınız. Sonrasında da o çok istediğiniz estetik görünümü yakalarsınız.






Bunun Adı : POLE blogumda daha önce değinmiştim bu konuya. O zaman ben isyanlardaydım “hocanın yaptığı gibi yapamıyorum!!” diye. Düşüne düşüne, yaza çize, pole tepelerinde 5 saat kendimi parçalamalarla vardığım kanı şu olmuştu; “Pole dansta biz size teknik hareketleri, basit combo*ları ve kimden öğreniyorsanız, o hocanın kendine has tekniğini öğreniyoruz/öğretiyoruz. Sabırla geçen 4-5 ay sonrasında siz bu teknikleri harmanlayıp, izlediğiniz videolarla birleştirip, en güzeli ve önemlisi kendi esansınızı katarak kendi tarzınızı bulacaksınız. Ve pole dans anlam kazanacak!” 

Her eğitmenin bir tarzı olduğunu, hareketleri bağlarkenki karekteristik esansını da katarak size koreografiler hazırladığını unutmamalısınız. Uzun süreler çalışıp, emekle ve sabırla çalışılmış, hazırlanmış koreografiler eğitmenin iyi yaptığı ve kendine has koreografilerdir. (tabi ki sizin level ınıza uygun olarak) Bu hareketleri onun bedeninde bu yüzden bu kadar iyi duruyor. Sizin bedeninizin adapte olması da zaman alacaktır. Bazıları çat diye yapıyor olabilir. Bu onun bedeninin bu tarza yatkın olmasından kaynaklanıyor olabilir. Burada tekrar ‘pratik, pratik, pratik’ demem gerekiyor.
Sabırlı olmalı, pole la vakit geçirmelisiniz.

Pek çok öğrencinin çalışacak yeri yok! Bu pole öğrencilerinin en büyük sorunu. Pek çoğumuz hala bu kursu etraftan gizliyor; “salsa, modern dans, hiphop dersi alıyorum baba” diyoruz. Evlerinize bu sebeple pole takamıyor olabilirsiniz. Evet, sizin için stüdyolarda ki antreman saatleri vazgeçilmez olmalı. Ben kendimden örnek verirsem; Evimde 50 mm lik kalasım (adı Paul)  ve stüdyo antreman saatlerinin piresi olarak 6 ay geçirdim. Stüdyo da 4 saat antreman yapıp, evde akşamları 2 saat müzik açıp dans ettim. Ne kadar vakit ayırdığınız, ayırabildiğiniz gelişiminizde çok önemli.

Bazen sadece dans etmelisiniz. Hareketleri kenara bırakıp sadece dönmeli sadece sevmelisiniz pole u. İletişim kurduğunuzda o da size cevap verecektir. Pole un dönüş hızını, bir hareketten geçerken yaşattığı hissi sindirmeye çalışmalısınız. Kendi beden ağırlığınız, itiş gücünüz, aldığınız hıza karşılık rulmanın dönüş süresi.. Hepsi otomatikleşecek ve pole sizin bir türlü tırmanamadığınız  düşmanınız olmak yerine sizin dansınıza aracılık yapan bir ekipmanınız haline gelecek.
“Anladık, anladık! peki bu koreografiler nasıl daha güzel görünecek” diyorsanız buyrun size tavsiye.
Derslerde öğrendiğiniz koreografiler sizin için yapılıyor. O koreografi sizin oluyor. Sizin olan birşeye istediğinizi yapabilirsiniz.

Yani —> yapamadığınız kısımları törpüleyebilir, farklı bir hareketle değiştirebilirsiniz. Kendi yürüme tarzınızla, size daha yatkın bir ahenkle yapabilirsiniz. Bu hocanızı üzmez, aksine ‘vay, öğrencim kendinden birşey katıyor’ diye düşünür. (en azından ben öyle düşünürüm)


Kendinize karşı gaddar olmamalısınız. Bir hareket üzerinize yakışmıyor diye fırlatıp atmamalı, kendinize uygun hale gelene kadar çalışmalısınız. Bazen vücudunuz kapalı olduğu, ya da yeterince güçlü olmadığınızda hareket estetik değerleri açısından size hoş görünmeyebilir. İnatlaşmalı ve eğer vaz geçecekseniz her yolu deneyip vazgeçmelisiniz. Bu denemeler sırasında pek çok farklı yöntem görüp kendi sevdiğinizi, vücudunuza yatkın olanı da bulmuş olursunuz.





Hoca gibi görünmeyi istemekten vaz geçmelisiniz. Kendi tarzınızı yakalamak zaman alacaktır, bu süreçte tabi ki örnek almalı, idoller yaratmalısınız. Ama inatla onun gibi görünmek onun gibi yapmaya çalışmak yerine aynadaki benliğinizle uyuma gitmelisiniz. Eğitmenlerinizin de sizlerin geçtiği yollardan geçtiğini unutmamalısınız. Ben videolarda hayranlık, kıskançlık ve binlerce daha karmaşık duygularla izliyorum pole şampiyonlarını. Bu asla sonu gelmeyecek bir öğrencilik. Mezun olmak yok. O hedefe giderken seçtiğiniz yolda ‘bu işi kendim için yapıyorum, bu benim dansım’ı asla kafanızdan ve dansınızdan çıkartmayın.














Stay on pole!
Rita The Moon

4 Ağustos 2015 Salı

Beginner’ın son basamakları, intermediate’ın cicim ayları…

Salı öğlen sıcağında, buz gibi bir kahveyle sizleri “esmiyor!”, “Nem var, nem!” bahanelerinizden kurtarıp, içinizdeki polecuyu ortaya çıkarıp motive etmeye karar verdim.

Özellikle beginner- intermediate arasında sıkışmış, motivasyonu tükenmiş, kirpik dipleri ağrıyan polecular olmak üzere hepimiz bu ara biraz tükendik. Havalar ısınsın, kemiklerimiz açılsın dedik, havalar bir ısındı pole lar yağlı direğe döndü.

Bu kadar talihsiz zamanlarda gelin biraz motive olalım, motive olurken de çaktırmadan önemli konulara değinelim.

Bizler -pole dans sapıkları- kendi kendine rekabet eden, kişisel rekorları olan ve bunu dans ederek kıran sporcularız. Bireyselliğimiz bize özgüven, özgüvenimiz bize kendimizi sevmeyi, kendimizi sevmek insanlarla ilişkilerimizde sağlıklı dialoglar ve başarılı ilişkiler veriyor. Evet bazen tek konuştuğumuz konu pole dans olabiliyor, haklısınız, sıkılıyorsunuz. Ama farkındalık frekansımızı biraz yükselttiğimizde pole dans adı altında, sağlıklı beslenme, düzenli spor, sauna keyfi, iç çamaşırı alışverişleri, party hardlar da bizim işimiz.

Bazen hayattan vurgunlar yiyor ve bedenimiz o çok istediğimiz harekete bizi çıkartmıyor. 
Böyle zamanlarda ilk evre inatlaşma oluyor

İnatlaşma; yapmak istediğiniz harekete sapıkça kafayı takıp, vücudunuz bitap düşene kadar denemek. Hatta mosmorken dahi ya lanet olsun, ne oluyor! diyip ilk evrenin bitişine neden olup sakatlık evresine kadar gidebilir.

İkinci evre mazeret üretme, 'pole bana göre değil' e yönelme. Bu evrede sporcumuz obsesif derecede tek boyutla baktığı harekete küser ve -akıllıca bir şekilde- uzaklaşmak ister. Hala bir destek almamış, tek boyutla bakan sporcumuz giderek daha kötü evreye depresyona hızla ilerlerken, vücut alışmış olduğu antreman temposunun bitişiyle sarsılır ve koca bir fil gelip üzerimize oturmuş gibi isteksizlik, mutsuzluk gibi bizi dibe çeken duygular içimizde döner, döner, döner.

Ehehehe, içiniz yeterince şişti mi? valla benim yazarken bile şişti. Bizim böyle zamanlarda danışacak bir hocamızın, bizi elimizden tutup gel bir de buna bakalım diyecek arkadaşımızın, çok yoruldun kendine biraz dinlenme zamanı ver diyecek bir sevgilimizin olması şans değil. Bizler işimizi şansa bırakamayacak kadar matematik kullanıyoruz.

Herşeyden önce ısınma ve kondüsyon antremanlarınızı düşünün. Hep aynı antremanı mı yapıyorsunuz?

-Isınma ve kondüsyon antremanlarımızı değiştirmek!
Isınma metodlarınızı değiştirmek kasın heyecanlanmasına “a ben bunu bilmiyorum, ne oluyor, kan pompalayınnn!” demesine neden olacaktır. Biz bölgesel odaklı kas çalıştırdığımızı düşünsek dahi tek bir hareketle bile değişik farklı kaslara, kas gruplarına ulaşmış oluyoruz.

Örneğin, biceps çalıştırırken barfikste, kürek çekmede, ya da üzerine oturduğumuz bir terabantı yukarı doğru çektiğimizde aynı kas grubunun farklı noktalarına ulaşabiliyoruz (kasın uç ve gövde bölümleri) .Bu bize hem dengeli bir kas çalışması, hem de yorulan noktalardaki basınç ve laktik asit birikimini minimuma indirip, motivasyonumuzu
 yukarı çekecek, düzgün proporsiyonu yerinde kaslar kazandıracaktır.

Önce sizinle kas nasıl çalışır, nasıl büyürü inceleyelim.

Hipertropi (Hypertrophy), tıpkı var olan kasların şişmesindeki gibi, kas hücrelerinde meydana gelen sürekli şişkinlik halidir. Hücrelerin çap büyümesi veya hücre içi sıvının miktarca artması sayesinde gerçekleşir. Sürekliliği kesildiğinde kaslar eski haline gelir -sönmek dedikleri budur-.

Diğer ve asıl kas çoğalım mekanizması ise hiperplazi (hyperplasia) denen bir olgudur ve son derece ilginçtir. Kas çalıştığınız sürece lifler sürekli kasılıp gevşerler. Ancak kaldırılan ağırlıklar ile lif başına düşen ağırlık hesaplandığında, liflerin dayanım gücünün çok üstünde kütlelerin kaldırıldığı görülür. Bu durumda kas lifleri, basitçe, yırtılır. Ancak tek bir kol kasında bile milyonlarca lif olduğu için, bu yırtılma ne acı olarak, ne de eksiklik olarak hissedilir. Sadece, kas çalıştıktan sonra kollarda birkaç günlük bir ağrıma ile kendisini gösterir. Ancak her seferinde kopan liflerin sayısı, toplama göre o kadar azdır ki, bu kopmaların pek bir etkisi olmaz. Fakat kopmanın etkisi, uzun süreler ve aylar boyunca çalışmadan sonra görülmeye başlanır. Bunu şöyle anlatalım:






Burada, yeniden tek bir kas şeridini ele alalım. Burada ele aldığımız, en uçta grimsi bir renkle gösterilen şerittir (miyofibril), daha kalınları değil. Miyofibrillerin küçüklüğünü şöyle anlayabiliriz: Tek bir miyofibril, 1-2 mikrometre (metrenin milyonda biri) kalınlığındadır ve her bir miyofibril yaklaşık 2.5 mikrometre uzunluğundadır. Dolayısıyla bunların uç uca ve üst üste eklenmesiyle uzun kas şeritleri oluşur. 

İşte kas çalıştığımızda, kaldırabileceğimiz maksimum yükün %60'ını zorladığımızda, kaslara kan akışı geçici olarak durdurulur ve bu süreç içerisinde miyofibriller kopmaya başlar. Dediğimiz gibi milyarlarca miyofibrilden birkaç on ya da yüz tanesinin kopmasından bahsediyoruz. Çalışma süresince birçok miyofibril bu şekilde kopar ve bu yüzden kaslarımız ağrımaya başlar.

 Ancak sonrasında, çalışmadan sonra 24-36 saat içerisinde vücut kasları onarmaya başlar. İşte bu anda, ilginç bir şey olur: Düşünün ki iki uçtan başka miyofibrillere bağlı bir miyofibriliniz çalışma sırasında koptu. Bu şerit, ikiye bölündükten sonra yeniden üretilir. Ancak miyofibrilin iki ucu birbirini bulamaz ve karşı tarafta, başka miyofibrillere bağlanır. İşte bu sebeple, kopan tek bir miyofibrilin tedavi edilmesi sonucu 2 yeni miyofibril üretilmiş olur. Bu, aylarca sürdürüldüğünde, yeni kaslar üretilmiş olur ve kas kitlesi artar.”


Bu yapım, onarım süreçlerinde kasların ihtiyacı olan dinlenmeyi sağlamalıyız. İhtiyacımız olan, ‘uyku’ ve ‘besin’i sağlayıp, antremanlara biraz ara vermek sağlıklı bir gelişim süreci olacaktır. Antremanlara ara verildiğinde sıkılıyorsanız kendinize yeni bir spor ya da hobi edinmek hem vücudunuza hem mental durumunuza iyi gelecektir.



Örneğin, yoga ve yüzme, pole dance de kastığımız kasları güzel güzel açıp, esnekliğimize katkı sağlayacaktır. Aynı zaman da kas ezberlediği antremanların haricinde kasılmalar ve gerilimler hissedeceğinden güçlenmeye, refleksleşmiş hafızanın bozulması, glikojen ve potasyum azlığından kaynaklanan yorgunluğun iyi besinle engellenmesi, dinlenmeyle sürekli çalıştırdığımız kaslarda rahatlama, laktat (laktik asit; metabolik atık) birikiminde azalma gibi olumlu süreçlerin tadını çıkaracaksınız.

Vücudunuzu mikro seviyede düşünmek, araştırma yapmak, yeni antremanlarla farkındalığınızı arttırmak gelişim süreciniz için önemli adımlardır.





-Beginner seviyeye dönmek, varyasyon ve dans antremanları yapmak.




Çok tıkandığınız noktada aklınıza ilk gelmesi gereken ‘yeterince güçlü değilim veya teknik hata yapıyorum’ olmalı. Bir bilene danışmak da fayda var. Bir bilen yoksa çıkılmak istenen hareketin hazırlık (prep) aşamalarında tekrar bir gezintiye çıkmak; Güçlenmenizi ve motive olmanızı sağlar.

Yapabildiğiniz beginner rutinleri diğer kolla yapmak, müzik açıp dans etmek.. pole la iletişimi pozitife çevirmek mental olarak sizi o beklenen harekete hazırlayacaktır.

Örneğin; Shoulder mount a düz bacak çıkmada kafaca takılmak! Ben alt karın kaslarım güçsüz diye diye bedenime bunu şartlamış, kendimi yerlerden yerlere vururken bir gün hiç beklenmedik bir anda öylesine dans ederken dizlerimi kırmadan shouldermount yaptım. İlk başta ne olduğunu anlayamadım ama sonrasında fark ettim ki ‘ kendimi alt karınla çekeceğim diye öyle bir şartlamışım ki, ayaklarımı yukarı yöneltme farkındalığından bir haberim. Meğer ayakalarımı göğe doğru gönderme  düşüncesi harekete çıkmamı sağlayacakmış.’ Daha bunun gibi pek çok sonradan görme farkındalığım var.

-Sakatlık sonrasında ki farkındalıklarım da meşhur. Burada sorgulamamız gereken, ‘ben nasıl bir öğrenme mekanizmasına sahibim

Ben danguldungul ve sabırsız bir öğrenciyim. Hareketler hemen gelsin istiyorum. Korkmuyorum da düşeceğim vs diye. Bu yüzden fazlaca sakatlanıyorum. Sakatlandıkça o bölgeye odaklanıyor, oradaki kasları öğreniyor, bir daha o bölgeye zarar gelmeyecek şekilde ısınma ve antremanlar üretiyorum. Bu benim öğrenme tekniğim ya da gelişimimin bir parçası. İyi bir yöntem mi, kötü bir yöntem mi bilemiyorum ama bu kesinlikle Rita nın iflah olmaz yöntemi.
Sizin de vücudunuzu tanımanız, kendi tekniklerinizi bulmanız çok önemli. Özellikle, evde tek başına çalışanlar için kendi ısınma tekniklerinizi yaratmanızı öneririm.


-Motive eden insanlar, idoller, videolar..

Kendinize en yakın hissettiğiniz profesyonel pole dancer ları takip etmek, onların antremanlarını incelemek, eğitim videoları izlemek de sizi motive edecektir.
Kim ne derse desin intermediate olmuş bir öğrenci extreme spor yapıyordur. Pole dance de her extreme spor gibi pratik ister. 1000 kere deneyip 1 kere olan hareketler hayatımızın en değerli motivasyonlarıdır, adrenalinimizin en güzel tetikleyicileri, mutluluğumuzun en ileri seviyesidir.














Denemekten vaz geçmeyen, kendine inanmayı bırakmayan güzel insanlara!
Stay on pole!
Rita The Moon



27 Temmuz 2015 Pazartesi

Rita'yla sahneye dogru

Ne iş yaparsan yap, o işi hakkıyla yap!


Bir akşam yemeğinde, çok yakın bir aile dostumuz oğluna şöyle demişti: “Hangi mesleği seçersen seç, ne iş yaparsan yap, o işi hakkıyla yap!  Lağım temizliyorsan dahi işini küçümseme! Sen işini küçümseyip, baştan savma yaparsan, insanlar da seni küçümser!”
Nedense bu cümleler aklımdan bir daha çıkmadı. 15 sene boyunca elimden geldiğince her işime uygulamaya çalıştım bu nasihatı.
Pole yaşamımda da hep aklımda tuttum. Pole benim kendimi en iyi hissettiğim alandı ve para kazanma stresinde dahi karambole getirmemeye çalıştım dansımı. Adı üzerinde ‘pole dance’. İşimi küçük görenlere hiç bulaşmadım ve at gözlüklerimi takıp yoluma devam ettim.

Aradan geçen haftalar işime verdiğim emeğin en güzel meyveleriydi. Her hafta bir öncekinden daha iyi oluyordu. Kostümler, koreografiler, sahnede dans eden Rita.. Çoğu zaman kendimi videoda izlerken şaşırıyordum. Hata yaptığım yerleri düzeltirken yeni hareketler çıkıyordu ortaya. Ve bir sonraki hafta için motivasyon oluyordu.

Sahne günleri muhakkak prova aldım. Işıkçı ve Dj le beraber o gün yapacağım koreografiye tam hazırlandık. -Prova anılarımı da yazmalıyım sonra-


Herşey iyi, güzel. Peki bu koreografiler nasıl çıkıyor?

Sanırım bunun en güzel yanıtını “En İyi Pole Dansçı Erkek Arkadaşlığı” na aday Ömer verir. 

Koreografiler cuma ve cumartesi sahnede olacak.
Ben salı gününden kafayı yemeye başlıyordum. Şartlamışım kendimi bir kere, en iyi ne yapabiliyorsam o olacak diye. Stresten ölürcesine gelmek üzere olan o ulu cuma ve cumartesi geceleri.

Herşey istediğim gibi ve hazır olmalı. Bu süreç içerisinde ben de kendime bir liste çıkarttım.

Rita The Moon Sahne Hazırlığı





1. Şarkını seç 
2. Koreografiyi hazırla
3. Kostümünü yap
4. Aksesuarlarını hazırla
5. Prova, prova, prova



*Not: Madde madde yazarken son derece sade ve basit görünen bu hazırlık, gerçek hayatın binlerce aksiliği ve değişikliğiyle harmanlanıp muhteşem bir kaosa dönüşebiliyor. 

1.Müziği seçmek!

Müzik seçimlerinde nerede, kime sahne aldığınız çok önemli. Kitlenin müzik zevki ve beklentisi, billionaire de geçirdiğim zamanlarda beni daha popüler, köklü, iniş çıkışları belirgin şarkılara yöneltti. Koreografinizin iyi olması yanı sıra seçtiğiniz parçanın zevke hitabıyla 5 dakikanızı daha büyük gösterebilirsiniz.
Müzik seçiminde ikinci en dikkat ettiğim husus da; parçanın çok uzun süre hızlı olmaması. Zira gaza gelip spin*i fazla alınca, tepede bir sürü sorun yaşanabiliyor. Ayrıca sizi sahne de çok yormama özelliği de var. (Prodigy le sahnede olduğumu düşünemiyorum mesela, birden koşup stagedive** falan yapabilirim.)

2. Koreografiyi hazırla!

Parçayı seçtikten sonra yapılacak en güzel iş kusana kadar parçayı dinlemek. Her bir notasını sindirmek ve binlerce koreografiyle kafada canlandırmak.
Ben parçanın kendi koreografileri olduğunu düşünüyorum. “Burda şu hareket var. Evet!” diyor bir zaman sonra parça size. 

işte tam da o hareketleri koyup bir iskelet yapmayla başlıyorum işe. Dönüş, düşüş, ters duruş gibi insanları heyecanlandıracak iskeletleri yaptıktan sonra işin süsüne geçiyorum. Başlangıç ve bitiş bir sonraki aşama seçimim. Oralarda yapıldıktan sonra geçişler, iskeletteki harekete giden yolda ihtiyaç duyulan alt hareketler. Ve tüm bu süreç genelde benim 3-4 günümü alıyor.

                                        

Bu nereye koreografi hazırladığınıza göre de değişir tabi. Ben çıktığım kulüpte çok risk almadım -risk almamam özellikle istendi- daha sade koreografilerle ilerledim. Fakat söz konusu bir yarışma olduğunda, evet, 1 sene bile sürebilir koreografinizin temiz bir hal alması.

Koreografileri hazırlarken bir diğer husus da dinlenme noktaları benim için. Direk üzerinde ne kadar uzun soluklu kalabildiğinize göre değişebilse de, (yorulmamış olsanız dahi) inip tekrar direğe çıkma hem size ihityacınız olan spini, hem de seyirci ilgisini kazandıracaktır.
!! Jenyne butterfly ın 5 dakika hiç direkten inmemesi de ayrı bir tapılası yetenek ve kondüsyon tabi!!

Ben her koreografimde şunu yapıyorum mesela;
Parçayı hatim ettikten sonra elime kağıdı kalemi alıp parçanın kaç dörtlüğü var, nerede yükseliyor, kaç saniye sürüyor vs. yazıyorum. Daha sonra ardı ardına combolar geliyor. 

(gülmeyin şimdi tamam mı?)
spin spin spin, tırmandın, invert, inside leghang, ordan paaat allegra, hoop döndür kendini outside a geç, bekle bekle acele etmeee, bir anda yüksel hoop superman, baam ordan shoulder mounta çık, ver elini brasmonkey e geç, çat drogonfly ı yapıştır.. “

Bu gerçek notlardan alıntıdır. Hiç bir zaman yapamadım bu combo sürüsünü! Yazarken ya da kurgularken sizin için saniyeler ve nefes o kadar boyutlu ve yeterli geliyor ki, çıkıp denediğinizde muhtemelen ilk 4 harekette o kasırga gibi olan nakarat bitmiş oluyor. Ya da yapacağım diye canım allegra 2 salisede geçip boşuna size efor sarfettiriyor ve anlaşılmıyor.

Bunları da hesaba katıp, gerçekçi olmak lazım işin kısası.

3. Kostümünü yap!

Canım arkadaşlarım! Ne çektim ben o sahne kostüm hazırlığında. Ne paralar harcadım bilinmezliklere. Ama etrafımda işini bilen o kadar güzel insanlar vardı ki, herşeyi çözdük beraber. 


Eminönü yolları taştan, yar janjanlı boncuklar siz çıkardınız beni baştan!

Arkadaşlarımın yardımları ve destekleriyle, sütyen nasıl kaplanır, boncuk nasıl dikilir, kumaş ne kadar esner öğrendim. Hatta bu toto arasına giren donların kalıbı nasıl birşeydir onu da hayretle gördüm. Burdan tekrar binlerce teşekkür hepinize! (adınızı yazsamıydım ki ya?)

Etrafa kulak asmadan iç çamaşırı yapmayı bilen, kaliteli taş ve kumaş satan yerlere bizzat gitmiş olan eş dosttan tavsiyeyle yaptıracak yer sormanızı dilerim. Diğer türlü bir don sütyene 350 tl ödeyebilirsiniz.

Direk üzerinde hareket kabiliyetinizi etkilemeyecek şekilde değişik binlerce tasarım yapabilirsiniz. Ve bence kendiniz girişmelisiniz. Hem ufkunuz genişler elinize hobi olur, hem de sahne öncesi bir sökük ya da bir uyumsuzluk yaşadığınızda onu düzeltmekte güçlük yaşamazsınız.

4. Aksesuarlarını hazırla

Demin bahsettiğim hareket kabiliyeti konusuna bir daha döneceğim bu başlık altında. Sütyen bölümünden sarkan ince sicim altınlar vardı ve külot kısmındaki taşa takıldı mesela. Bu da kurtaramazsanız mütemadiyen Thuck spin***de kalmak demek.

Omuzdan sallanan rütbe gibi püsküller, pelerinler, kuyruklar boynunuzda ve kafanızda kullanabileceğiniz taşlarla süslü tasmalar, vücut geçiçi dövmeleri, simler, yüze yapıştırılan taşlar.. bunlar sizin aksesuarlarınız.. hatta belki şemsiye, peluş büyük yelpazeler..

Bunlar konusunda da seçici ve özenli olmanız gerekiyor. Sahnede bel ipi çözülmeyen bir kuyruğum vardı mesela. Çıkartmam gereken zamanda ipini çekip çekip durdum ve gülmeye başladım. En sonunda o da bana direnmeyi bırakıp çözüldü. İpinin süet ve uzun olması işleri güçleştiriyormuş mesela.
             
                               


Sırtınıza aldığınız pelerinin ayakkabınıza dolanma riski gibi olumlu ya da olumsuz herşeyi düşünmelisiniz. Bunun için de prova almak en iyi çözüm.

Saçınızı, makyajınızı da daha önceden denemenizi tavsiye ederim.

5.Prova, prova, prova


Koreografiyi baştan sonra 5-10 kere yaptığınızda bazı hareketlerin fazla, bazı hareketlerin yetersiz olduğunu görecek, parça üzerine en iyi şekilde oturacak haline kavuşturacaksınız.

Eğer ilk sahne deneyiminiz olacaksa ‘kardeşimin bana en değerli tavsiyesi’ olan evde küçük bir gösteri yapıp, arkadaşlarınız önünde şovunuzu sergilemenizi öneririm. Bu hem insanların fikirlerini almanız açısından hem de stresinizi atmanızda faydalı olacaktır.

Şovdan önce kostümlü prova da almalısınız. 







Bütün bunlar yolunda gider ve gönül rahatlığıyla sahneye çıkarsınız dersem büyük yalan söylemiş olurum. Saçınız olmaz, rimel evde kalır, taksilerin gelmeyeceği tutar, şovdan önce direğe dokunan gogo dansçıların ellerinde vücut yağı direği kaygan yapar, üzerine işlemek için aldığınız sütyenin içinden yağlı silikon destek çıkar ve her iğne batışında o yağ daha da akar, sandalyeyle başladığınız şovda direkte pole kick yaparken sandalye izleyicilerden birinin kafasına uçar, regl olursunuz, müzik erken başlar, ışık yanmaz, tam ısınmadan acil sahneye çıkmanız gerekir.. daha neler neler.. Bütün bunlara hazırlıklı olmalı ve soğukkanlı yaklaşmalısınız.

En önemlisi şovu asıl güzel yapan tüm bu aksiliklerle baştan yazılmış o andır!


Stay on pole
Rita The Moon

8 Haziran 2015 Pazartesi

Rita The Moon olmak..


...
        Her zaman ki gibi yine elim ayağım birbirine girmiş durumda. "pole gribim*!!!! gribim nerde?!!"

        Organizasyon şefi ;
        "Direkçi hazır mı? son 4 dk!!!!"

        "İyisin! iyisin! Sakin ol... 1234, 5678,1234,5678.. " yine kendi kendime konuşuyorum. Aynada son kez pelerinimi ve üzerimi düzeltiyorum. "Yeterince ısındım mı acaba?"  Isınma adı altında girdiğim şekilleri hiç yazmıyorum.

        O bitmeyen son 4 dakika!!!

        Soyunma odasında diğer dansçılar bana hayret içinde bakıyorlar. "Düşmekten korkuyorum!" diyorum. "Saçmalama.. Hem düşsen ne olacak. Çaktırma yeter!" diyorlar ingilizce.
Sakinleşmem gerek..

         "Senin sahnen! Hadi!" organizasyon şefinin sesi hala kulaklarımda! O an bana ölüm fermanımı yazan bir cellad benim için. Son bir kez aynaya sonrada bana gülümseyip beni yüreklendiren dansçılara bakıyorum.
       "Hazır mıyım?"
        Daha hazır değilim!!!! Kafamda iki düşünce var biri ölmek, ikincisi koşarak oradan kaçmak.

        Şu stresli an bittiğinde içimde patlayacak haz duygusuna güvenerek kapıya doğru ilerliyorum. Kapıda iki koruma bana sahneye kadar eşlik edecek.
         Kulübün vip açılış partisi. Etraf alabildiğine insan dolu. Patlayan şampanyalar, garsonların koşturması, artık neredeyse algılayamadığım müzik.. Pelerinimin kapişonunu ağzıma kadar çekip sıkı sıkı sarılıyorum.

         Herkes bana bakıyor.
         Nedense o an beni aşağılar gibi baktıklarını düşünüyorum. Diğer insanlar gibi.. Pole yapanların striptizciden ibaret olduklarını düşünenler, çok iyi dansçılar oldukları halde kulüplerde dans ettikleri için onlara etmiş gibi bakanlar, pole dans yapıp kulüpde dans etmeyi uygun görmeyen pole dansçılar, bir türk kızının pole dans yapmasının örf ve adetlerimizce hakaret olduğunu söyleyenler.. sanki hepsi orada toplanmış gibi hissediyorum!
         Çaresizlik kaplıyor içimi o an. Kötü bir şey mi yapıyorum acaba!
         Topu topu gideceğimiz 20 metre sahne yolu oluyor sana, hac yolu.. Resmen kendimle savaşıyorum! Kafama güzel bir düşünce getirip ona sarılabilsem..

         İçimdeki heyecanı bastırabilmek için yapacağım tek şey sahnede dikili duran direğe bakmak! Korumalarla sahnenin yanında durup DJ in benim şarkıma geçiş hareketini bekliyoruz..

          Işıkçıyla haberleşiyor DJ.
       
         "1234,5678...1234,5678..." düşünmemeye çalışıyorum. Koreografimi düşünürsem hiç bir şey hatırlamıyor muşum gibi gelecek, ve telaşa kapılacağımı biliyorum. sakinim... o panik halinde bile suratımı kalıptan çıkarmışsınız gibi bir gülümseme var. Ve yine kendi kendime konuşmaya başlıyorum.. Bekledikçe        -ki emin olun o 1 dk geçmek bilmiyor- daha da geriliyorum.
       
        " İyi misin?" korumalardan biri sıkıp kangren ettiğim elini sallayarak soruyor.
        "Bilmiyorum." Diyorum. "galiba sahne korkum var!" . Gülümsüyor..
–o kocaman sert görünüşlü adamların gülümsediğinde ne kadar güven hissettirdiklerini tahmin edemezsiniz-
 
         "
Provalarda izledik seni. Çok iyisin! Kendine güven!” diyor. 



         Ve evet DJ den onay geldi.

         Korumaların güvenli ellerinden ayrılıp, ayaklarının üzerinde hiç durmamış yavru ceylan gibi titreye titreye sahne basamaklarını çıkıp pozuma giriyorum. Deminden beri düşündüğüm tek şey olan pozuma girdikten sonra planım eğlenmek.  Ve müziğimin başlamasıyla ayaklarımın bağı çözülüyor, kafamdaki endişe karmaşası yok oluyor. 20 saniyedir tuttuğum nefesi verip yerine yep yeni, tap taze kocaman bir nefes alıyorum..

        - Pole dance a başlayalı 11 ay oldu ve ben bu işin ne kadar zor, ne kadar emek isteyen bir spor/sahne sanatı olduğunu duyurmak için çok uğraştım. İnsanların ön yargılarını yok etmeye çalıştım. Bunu yapabilirim! Çünkü ben mutlu olacağım ve ben mutlu olduğumda insanlar iyi bir show izleyecek... -

     


         İçimden çığlıklar atıyorum!
         Hayatımda ki en özel ve güzel anlardan biri!
         Bu kadar severek yapacağım başka birşey düşünemiyorum bile!
         Enerjimin insanlara ulaştığını görüyorum.. Beni aşağılarmış gibi olan suratlar hayretle bakıyorlar, gülümsüyorlar, alkışlıyorlar. Sahne öncesi güvensizliğim insanların tezahüratlarıyla yok olup gidiyor. Onlarla beraber daha yukarı, daha yukarı tırmanıyorum.





          Şarkı bittiğinde sanki tüm süre nefes almamışım gibi kalbim çarpıyordu. Son bir reverans yapıp, pelerinimi omzuma attım. Evet hayatımın en güzel 5 dakikasıydı bu!
          Ve evet! Utanmam ya da üzülmem için hiç bir sebep yok!
          Artık official Rita The Moon um ve ilk sahnemi aldım!!

          Hayatımı değiştirip Pole dance eğitmeni ve performansçısı olmaya çabaladığım 7 ay öncesindeki insana çok ama çok güzel bir başlangıç yarattığımı görüyorum şuan.
          Ellerimi yıkamak için tuvalette yöneldiğimde insanlar beni durdurup tebrik ettiler. Ama ingilizce.. Türk olduğumu söylediğimde daha da güzel yorumlar aldım ve bir sürü pole a başlamak isteyen insanla konuştum.

        Çalışanlar ve erkek arkadaşımın tebriğiyle mekandan ayrıldık. Arabada bana dönüp;
        "  'İşi bırakıp, pole a kendimi adayacağım!' dediğinde sana inandığımı ve her zaman yanında olacağımı söylemiştim. Bu gece burada yaptığın şey senin pole dansa ne kadar inandığını ve korkusuz olduğunu gösterdi! Seninle gurur duyuyorum! "

     
       




*Pole grib: magnezyumlu bir krem. Ellerimiz terleyip, pole da kaymayalım diye kulanıyoruz. (sadece ele değil tutunacak bölgelere sürebiliyoruz. Bacak, kol vs.)